Kayıtlar

Those were the best days, those were the worst days...

Resim
Ne zaman ki daha kotusu gelmez diye dusunuyoruz, iste o zaman yaniliyoruz sanirim. En azindan bu ulkede yasarken halimiz bu... Artik acidan ve mutsuzluktan kuntlesmeye basladik, artik kotu haberler ardi ardina gelirken eskisi kadar buyuk tepkiler -istesek bile- veremiyoruz. Birbirimize olan sevgimizi, hosgorumuzu, saygimizi, dunyaya olan inancimizi yitiriyoruz ve galiba en tehlikelisi de butun bunlari o kadar saglam gerekcelendiriyoruz ki kafamizda en hakli biziz, en dogru bizim dusuncelerimiz, en en en en.... Birlikte huzur ve saygi icinde yasamayi gectim, artik canlarimizi korumamiz gereken zamanlardayiz. Karsindakinin fikrine katilmasa dahi o fikre ve kisiye saygi duymasi gerektigini gectim, insanlara yasama hakkina yonelik kararin o kisi disinda kimsede olmadigini anlatmamiz gereken gunlerdeyiz. Hani cok yavas bir internet baglantisiyla uzuun bir film izlemek icin oturursun da film yuklenemez, ne adam gibi izleyebilirsin ne de tumuyle eeeh diyip kapatabilirsin; iste on...

Paskalya'da Sakız Adası!

Resim
Sakız Adası geleneğini bu yıl da bozmadık ve bu sefer Paskalya zamanı Roket Savaşları ve enfes deniz ürünleri için Sakız Adası'na doğru yola koyulduk. Çeşme ve Sakız Adası rüzgarları ve fırtına tehlikesi nedeniyle seferlerin iptal edileceğini duyunca da apar topar geçip kendimizi normalde gitmeyi planladığımızdan bir gün önce bulduk adada. İlk 2 gün fırtına nedeniyle arabamızdan pek çıkmadan, Sakız Adası'nı pencereler arkasında uzaktan sevsek de Cumartesi günü güneş kendini baya gösterdi ve attık kendimizi yollara.  Roket Savaşları Paskalya zamanı Sakız Adası'nın bir alamet-i farikası haline gelmiş, sanıyorum 2 yüzyıldır bu gelenek devam ediyor, ülkenin hatta dünyanın pek çok yerinden turistler kaskları, kameraları ve korunaklı kıyafetleriyle yollardaydı. C. elbette ki erkenden bizi sahaya götürdü ve ben, elbette ki, fişeklerden biri gözüme girip beni kör edecek diye korkarak daha 'edilgen' bir rol biçtim kendime :) Bence bir kere de olsa gidip den...

` We hereby declare you a doctor! `

Resim
Ve iste bitti! 2009`da basladigim, ortalama 3 saat uyuyarak ders donemimi tamamladigim, seyahatte, denizde, ucakta, New York`ta, Manchester`da, Leuven`de ve daha pek cok yerde tez konumu dusundugum, ablamin nikahina gitmeden yeterlik sinavina girip sonra kosup giderek arabami satin aldigim, kan/ ter/ gozyasi ve emek dolu doktora surecim bitti ve doktor oldum! Oyle garip bir his ki, gercekten de bunu dogum surecine benzetmelerini daha iyi anlayabildim. T. Hoca hep tez yazip bitirmeyi dogum yapmaya benzetirdi de abarttigini dusunurdum, degilmis. Aslinda, sahiden de, dile kolay 6 yildan bahsediyoruz, cocuk olsa okula gidecekti yani! :) Son hafta, savunma gununu bekledigim o hafta, herkes `nasil hissettigimi`soruyordu ve ben de herkese `bekliyorum`diyordum. N. de dogumdan onceki hafta bana `yeter artik dogsun ciksin su cocuk cok yoruldum artik`demisti, hemen onu bulup getirdi bellegim, o hafta hep aklimdaydi o benzetme. Savunma ise baska bir histi. O gun, gercekten de ...

Okudugumu hatirladim...

Resim
Ara ara oluyor boyle, okuduklarimdan parcalar gozumun onune geliyor, baska bir sey okurken, izlerken, yolda yururken bellegimin su yuzune cikiyor.  Oyleyse, bu aralar en cok hatirladiklarimdan birini yazayim da burada dursun. “yatağınıza girdiniz. tanıdığınız eşyalar arasında kendi kokunuz ve anılarınızla dolu çarşaflar, battaniyeler arasına yerleştiniz, başınız yastığınızın tanıdık yumuşaklığını buldu, yana döndünüz, bacaklarınızı karnınıza çekerken boynunuzu öne eğdiniz, yastığın serin yüzü yanağınızı serinletti:  birazdan, birazdan uyuyacak, karanlığın içinde hepsini, hepsini unutacaksınız.  hepsini unutacaksınız: sizden üstün olanların acımasız gücünü, söylenmiş o düşüncesizce sözleri, budalalıkları, yetiştiremediğiniz işleri, anlayışsızlığı, ihaneti, haksızlığı, aldırışsızlığı, sizi suçlayanları ve suçlayacak olanları, parasızlığınızı, hızla geçen zamanı, kavuşamadıklarınızı, yalnızlığınızı, utancınızı, yenilgilerinizi, zavallılığınızı, acıklı halinizi, felaket...

do not think i am not going places anymore

Resim
en son 2013 yilinda yazdigim dusunulurse bugune kadar olan yeni seyleri yazmam sanirim birkac gunumu alir o yuzden eger ki beni okuyan birileri varsa degisiklikleri/yenilikleri satir aralarindan yakalayacaksiniz demekle yetiniyorum. ben hep biraz huzursuz(d)um. beni taniyanlar bunu bilir. huzursuz derken illa kotu/olumsuz anlamda degil; yasamaya devam etmeyi istemek anlaminda; paslanmak istememek, gidelim biraz baska yerlere demek, cakilip kalmayalim, yazalim, birbirimize mektuplar kartlar yollayalim demek. hareket etmeyi istemek yani, oldugu yerde durmayi istememek anlaminda... yer degistirmek zor elbette, dile kolay bazi seyler, hatta dile bile her zaman kolay degil; kutulara koymak, bazi seyleri aradiginda bulamamak, bir seyi eline aldiginda onu ilk aldigin/kullandigin vs ani hatirlamak, sonrasi yillar icerisinde hizli bir turistik tur iste. anilarimiz kadar variz belki bu yasamda ama bence onlara esit degiliz cunku yasadiklarimiz kadar yasayacaklarimiz da onemli; orada bizi ...
bugun bahar diye umutla uyandigimiz ama yagmuru gorup yine montlarimizi, botlarimizi giydigimiz bir Nisan sabahi. ve ben yine yazmadigim tezimi, okumadigim kitaplari dusunup ortalik hareketlenince baska bir gune birakarak devam edecegim bugune. su an canim yola dusmek, seyahat etmek, bavul toplayip yanima alacagim kitaplari secmek istiyor. neyse, back to reality. ceviriler bizi bekler.

bu yaz

Resim
bu yazin ortasina geldik bile. bu yaziyi, blogumla barismak ve kusmedigimizi dunya aleme ilan etmek icin yaziyorum. su an  yesilkoydeyiz, kalabalik ve cok ses cikaran bir grubun yanindayiz, yazdiklarimi icinden kirk kere yinelemem gerekiyor. mesleki bir deformasyon olarak zaten hangi ortamda oturursam oturayim insanlarin diyaloglarini ve hatta monologlarini elimde olmadan dinliyor ve dikkat ediyorum. ne biliyim mesela siparis verirlerken-tipik bir ardil cevirmen refleksi gostererek-listeyi aklima kazirmaya calisiyorum. ama yorucu gunlerin sonunda ses duymayi cok istemiyorum. yaslaniyor muyum? bence hayir. bence olan su ki zaman gectikce niteliksiz ses icerigine karsi daha hassaslasiyorum!