şu an. şimdi.




blogum da kişisel günlüğüm gibi; ne zaman ki koşturmuyorum, nefeslerimi hızlı hızlı geçiştirmiyorum, o zaman bir vesileyle aklıma geliyor ve hemen gelip iki satır da olsa bir şeyler karalamak istiyorum.
ve işte, yine geldim sevgili internet güncem. esasında seni benim dışımda kimsenin okumadığına yıllar boyu çok emindim. ta ki bir çok sevdiğim biri bana kendini belli edinceye dek.
ne güzel, di mi?

eskiden (fiziksel günlüğümde de, buradaki blogumda da ) olan biten neyse bir tarihyazar gibi, bir kütüphaneci gibi her şeyi kronolojik olarak yazma arzusu içerisindeydim, sanki yazmadıklarım hayatımda olmamış, beni ben yapan şeylerin arasında yokmuş gibi korkuyorum herhalde; kimbilir?
sonrasında- yetişememekten, bazen de olan biteni, hissettiklerimi kabullenmemekten ve bunu istememekten- bunu yapmayı bıraktım.

hem zaten zihnimiz, belleğimiz, olmadık yerde burnumuza çalınan bir kokunun bizi çat diye yıllar öncesindeki tam da o ana, yere, kişiye götürmesi bunun için değil miydi?

şimdi, ne zaman zihnim bana 'otur artık, soluklan' derse o zaman gelip aklıma düşenleri yazıyorum.
ve her seferinde de,  bunu daha sık yapacağıma kendime söz veriyorum. sonra bir bakıyorum, en az birkaç ay geçmiş üzerinden... neyse...

eylül'ü de yarılamışken, dışarıda istanbul güzel ve güneşli bir cumartesi gündüzünün ardından hızlı bir geceye hazırlanırken, eylül rüzgarı normalden daha fazla ve sık eserken, kentin telaşından bizi uzakta tutan balkonumuzda bu yazıyı yazıyorum. bu balkonu hep çok sevdim. hatta bu ev bomboşken, buraya gelip gelmeyeceğimi bile henüz bilmediğim o akşamüstü bu balkona vurulmuş, bomboş salonun açık pencerelerinden arka bahçeye, istanbul'un göbeğinde olmaya hiç aldırmayan, oralı bile olmayan bu balkona ve arka bahçeye aşık olmuştum. o sıralar kendi duygularını kavanoza koyup bastıran biri için bu baya önemliydi.

işte şimdi o balkonda, o arka bahçeye bakıyorum. ağaçlar büyüdü, buraya gelip yuva yapan kuşlar daha kalabalıklaştı.
hayat akıp gidiyor, pazartesi okul başlayacak, yeni koşturmalar, yeni sözler, yeni yerler, yeni planlar, yeni havalar, yeni şarkılar, yeni sabahlar, yeni akşamlar, yeni bir yıl....hepsi gelecek işte.

ve ben, yine de, daha sık buraya gelip yazacağımın sözünü de şuraya bırakayım; bırakayım ki bana da hatırlatsın olan biteni...

xx

e.

Bu blogdaki popüler yayınlar

your heart is beating, isn't it? you're not in chains, are you?

everything was beautiful, and nothing hurt.