icimdeki ses.
bazen eski defterlerimi karistiriyorum. hayir, itiraf ediyorum, eski defterlerimi siklikla karistiriyorum.
kelimenin her iki anlaminda da yapiyorum. oysa neden yapiyorum bunu? ah bir bilsem..bilmiyorum. neyse...
ve eski defterlerde goruyorum ki aslinda cok degismiyor insanlar. kabul. belli konularda goruslerimiz degisiyor, evriliyor vs ama bizi biz yapan bir "hat" var altta yatan, hah iste o kaliyor hep. ben ona 'ses' diyorum. bazilari tutarlilik diyor, bazilari bicem, aksit gokturk ne derdi acaba yasasaydi rahmetli.. (o da bicem derdi kesin)
bu ses beni hep takip ediyor: eski defterlerden kaldiriyor kafasini, yenilere geliyor, tramvaydayim o da orda, uyuyayim diyorum, "daha erken ne uyumasi ya, ohoo daha eskilere gidecegiz yenileri dusunecegiz" diyor. sabah fakulte var, o olmasa kabin var diyorum; yok zinhar dinlemiyor. oyle karsilikli lafliyoruz. bazen susuyoruz (-ki o susma da aslinda bir diyalog kendi icinde), bazen bir bankta gelene gecene bakiyoruz. iste sanirim bu yuzden gecenin bir koru, sehrin onemli bir kismi derin uykusundayken benim canim kalkip kahve yapip icmek istiyor, yepyeni bir gune baslarcasina veya hararetle devam eden bir sohbetin en guzel yerinde bir es vermiscesine...
simdi mi? simdi sanirim uykumuz geldi ikimizin de. yarin fakulte var. sabah erkenden kalkip kahve icip yola cikacagiz. akaretler`de yururken goge bakip sokagin ortasindaki buyuk ataturk bayragina bakip ic gecirecegiz. sonra tramvayla galata koprusunden gecerken her seferinde ilk kez geciyormus gibi hissettigimiz o heyecani hissedecegiz. ordu caddesinde hafifce yukari ilerlerken beyazit kutuphanesinin cikintisini gorup sevinecegiz. ogle yemeginde ne yesek diye dusunecegiz, onumuzde uzun bir gun olmasinin verdigi salakca heyecanla devam edecegiz.
uzun lafin kisasi: sesinizi bulun. ve onu cok sevin. herkes gitse bile o sizinle kalacak. sonsuza dek.
