repetition.

bangır bangır dört yanımdan gelen ezan sesleri. sabah tramvayda iç sesimi bile bastıran arap turist sesleri.
neyse ki fakülte boş. arada birkaç adım sesi duyuyorum,o da normal zaten.
bugün hemen hemen kimse yok fakültede. neden mi? çünkü üniversitenin resmi açılışını yapıyoruz ve öğrenciler bugün okula giremiyor. ironik topraklara hoşgeldiniz; burada geçer akçe absürdlük. ve giderek aklımızı yitirıyoruz...

bu sabah uyandık ve birden güz/kış yüzümüze çarptı. soğuk, yağmur, trafik, zaten az gülerken hiç gülmeyen yüzlere döndürdü ortalığı. neyse ki gökyüzü hala bizimle, ona bakmak hala serbest.

bugünlerde biraz toleransım düşük, normalde gülen yüzüm daha seçici.
bugünlerde eskileri daha çok hatırlıyor, tuttuğum çeteleleri daha sık ortaya çıkarıyorum.
belki daha çok kızgın değilim ama çok da iyimser değilim sanki; mesela bugünlerde yüzleştim eskiden yeşilliklerle dolu olan İstiklal Caddesi'nin asla bir daha eskisi gibi yeşil olamayacağıyla. veya eskiden gizli yerim olan Fındıklı Parkı'nın şimdilerde kapanarak koca bir beton yığınına dönüştüğüyle. bu şehir, bu ülke, bu modern zamanlar...sanki koca bir lanet gibi çökecek hissinden bir türlü kurtulamıyorum bu günlerde...

sevdiklerime daha çok şükrettiğim, yollarımı ayırdıklarıma artık pek kızmadığım (ve hatta geçerli olan durumlarda affettiğim), gidenlere içimden son bir kez hoşçakal dediğim, bunu hak etmeyenleri arada hatırlayıp sonradan unuttuğum günler yine bugünler...

işte böyle.
kaç yaşına gelirsek gelelim, evden ayrılıp gelmek istemediğimiz, gelsek de durmak istemediğimiz, cebimizde oyuncaklarımızı alıp tuttuğumuz günler oluyor.




Bu blogdaki popüler yayınlar

your heart is beating, isn't it? you're not in chains, are you?

everything was beautiful, and nothing hurt.