" Sometimes you need a stranger to talk to Sometimes you need to go to the observatory Sometimes a movie star's eyes gets you through the love and the lies Sometimes you need a stranger to walk with " rufus wainwright arkada çalıyor. bu şarkısını yakın zamanda keşfettim. bana hep feneryolu'nun akşam üstü, sessiz ve yere düşmüş yapraklarla kaplı sokaklarını anımsatıyor. usul usul yürümelik. bazen gerçekten de öyle. bir yabancıya içindekileri dökerek anlatmak- çantanı yere döküp içinden bir şeyi arayıp bulmak gibi- gerekiyor. başka türlü çok yoruyor. aynı şeyleri, farklı insanlar anlatanlatanlat... yine buraya uzun zaman gelmemişim. hep yıl dönümlerinde, gün dönümlerinde, özel zamanlarda geldiğim gibi yine damladım. neler olmuş yine onca zamanda? beşiktaş'tan taşındık. hala arada kaçıp boş salonda oturup, bahçeye bakmayı çok seviyorum. taşınmadan önce de o eve gidip, hayatımın cehennem halinden kaçıp yeni kararlar alırken o bahçeye bakmış ve bir karar daha vermiştim...
"ben ne zamandır tiroid ilacı stoklayan birine dönüştüm?" sorusunu kendime sorarken yakaladım kendimi az önce. bir ara olmuş demek ki, ben de o esnada yılları kaçırmışım. zaten böyle oluyor, insanın hayatında bir yıl veya bir yaş geliyor; artık ne oluyorsa o esnada kapı mı çalıyor yoksa haddinden fazla uzun bir öğle uykusuna mı yatıyor, aa bir bakıyor bıraktığı yerden çok uzaklaşmış zaman algısı. benim için o mihenk taşı sanırım 2005. neden? çünkü üniversite mezuniyetimin yılı. bu da bir tuhaf: üniversite mezuniyeti. oysa ben hala her hafta (resmi izinler dışında) o okula gidiyorum. ama artık roller değişmiş. oysa sahiden değişmiş mi? bazen içimden, lisans yıllarımda yaptığımız gibi dersi boşverip taksim'e arkadaşlarımla tabu oynamaya ve sonra viktor levi'de sarhoş olana kadar ucuz şarap içmek geliyor. minik bir sorun var: eski beyoğlu viktor levi artık yok ve arkadaşlarımın da bugünlerdeki gündemi çocuklarının servis ve ders kitabı ücretleri. sonra peki diyorum, yük...
ara ara yazıyorum, en çok da mevsim dönümlerinde soluklanıp buraya geliyorum. hala burayı kim okuyor pek bilemiyorum. (okuyan varsa parmağıma mum diksin- ne güzel ya, çocukluğumuzdaki kuş dili gibi bir şey bu) "sana demiştim, dünya büküldü". şimdi arkada bu şarkı çalıyor, yakın zamanda keşfettim. bugün 12 mart 2022. istanbul'a lapa lapa kar yağıyor. şaşkınım ama artık pek de şaşmıyorum pek çok şeye. neyse, dönelim neler oldu konusuna. beni tanıyanlar son yılları ve günleri biliyordur. bilmeyenler içinse şöyle özet geçeyim: pembe, beşiktaş, balonlar, baloncuklar, papyon, valentine & miu miu, seviç, pasta, evet, repliğini unutan nikah memuru, çiçekler, tohumlar, soğuk hava, çokça mutluluk, kahkaha, sevdiklerimiz, ailelerimiz, dostlarımız, öğrencilerim, canlarımız. ne kadar öngörülemez bir şey insan yaşamı, biri gelip yıllar önce söylese "ya hadi be" der miyiz acaba? (- kesin derdim!) az önce bir kere daha modern love izledim, hani üstü açık arabada eski kocası...