bir mezuniyet daha.
neden ingilizce öğretmenliği yapmayı hiç düşünmedin diye soranlar oldu hep hayatımda, yıllar boyunca.
'bilmem ya, birilerine hele çocuklara bir şey öğretmek aşırı zor değil sanırım' diye yanıt verdim ben de bu sorulara karşılık olarak. ne bileyim, gerçekten de birilerine bir şeyleri öğretmeyi hep çok buldum. bulmuştum. ta ki kendimi, öğrenciliği devam eden genç bir asistan olarak bir dersten sorumlu olarak bulduğumda. ilk 'öğrencilerim' sanırım benden sadece 4 yaş küçüktü, peh. ne demek hocam?
neyse sonra o yaş aralığı açıldı, yaşamlarımız, deneyimlerimiz, seyahatlerimiz, yoklama listelerimiz, dinlediğimiz müzikler (arkadaşlar ben K-Pop dinlemedim hiç) de bu yaş farkından payını aldı. ben hep onları çok sevdim. bir şeye kızacak, gücenecek olsam, kendimi aynı amfilerde, aynı kantinde, aynı ders arasında, aynı tramvayda düşündüm. o yüzden belki üzüldüm, gücendim ama hiç devam ettirmedim. onları hep çok sevdim, anlamaya çalıştım ve onlara eğer tek bir şey verecek olsam onun da hayatlarında istedikleri herhangi bir şeyi yapabileceklerine dair inanç olsun istedim. çünkü buna ben hep inandım, onlar da inansın istedim.
işte şimdi (fiziksel olarak yapamasak da) bir mezuniyet zamanı daha geldi (hoş bunun için final ödevlerini okuyup notları girmem gerek ama neyse, bu yazının konusu o değil!) bu mecrayı keşfedip okuyan dikkatli (ve varlıklarından şüphe ettiğim) okuyucular benim mezuniyet törenlerine gitmekten kaçındığımı bilecektir. bu yıl bu iş kendiliğinden çözülmüş oldu işte...
ama yolunuz açık olsun çocuklarım. sizi çok seven, geldiğinizde sizi dinleyecek, destek olacak insanların arasında benim de olduğumu bilin.
bir de
evet
hiç korkmayın.
ne isterseniz yapabilirsiniz.
xx
e.
